Mezarlıklarda zombiler yaşar. Eğer zıkkımlandıktan sonra yatağa döktüğüm zilyon kırıntıyla uyursam uykuma zombiler gelir. Şurdan birazcık kraker alıp müzik dinlerken yiyim dersem yatağın üstü yağma edilmiş mahalle bakkalı gibi olur. Şurdan biraz kraker versene, azcık müzik dinl... Tamam anladığın üzre yatağımın üstündeyim. Evet yağma edilmiş mahalle bakkalı benzetmesi de yerinde şuan. Yatağımdaki milyon nimet musaf beni çarpmadan biraz bişeyler karalıyim şuraya istedim. Aslında çok yalnızım lan! Kalabalık yapsın diye 10lu prizi yatağıma aldım, takabildiğim tüm sarjları da taktım. Yiyemiyceğim kadar abur cuburla da gözümü tatmin ediyorum ne var! Koskoca kupanın içindeki sıvının bitebileceğini kabullenemeyip her seferinde boş boş ağzıma götürmekten de sıkılmadım ben. Çok mutluyum. Yaklaşık on beş gün önce falan yediğim mandalina kabuklarıyla uyuyorum geceleri. Her gün biraz daha kuruyolar ölümsüzleştiklerini hissedebiliyorum. Uyurken elim falan takılıyo dizimle itiyorum bi parçasını sonra diğeri saçımın üstünde sakin sakin duruyo falan. Atmıyorum! Yani evet valla atmıyorum, kıyamıyorum çöpe gitmelerine inanır mısın. Soru sordum inanır mısın? Of yine elim boş kupama gitti bu kaçıncıydı. İçim kurudu su alıp hemen geliyorum blog.
Direkt sakar yurdum insanıyım valla. Küfürlerle Türkiyeyim. Kablolara takıldım yataktan inerken sonra düşüp bacağımı acıttım. Ah kolum! diye bağırdım sonra tabi daha terbiyesiz şeyler de söyledim. Bardağı tepesine kadar doldurup yatağa yerleşmeye çalışırsan su dökülür bide blog yani bunu da bilmen lazım. Ne çok şikayet ettim diye düşünürken bi de dilimi ısırdım artık iflah olmam. Of. Mandalina kabuklarım diyorum :( Çok güzel onlar.Böyle kuru kuru...
emonster
27 Ekim 2011 Perşembe
7 Eylül 2011 Çarşamba
Gülümse Şimdi 'Yiyosa Gülümse'
Altında yatır varmışçasına bi uğursuzluk var üstümde blog. Bişey hayal etsek mesela hadi...Geri çekil küçük aptal geri çekil! Senin neyine falan yani, mutlaka bulaşır eline yüzüne. Tamm diyosun bide ya hani tammm evet olur bu işte sonra o öyle olur bu böyle olur çok iyi de olur çok da güzel iyi falan derken sonra damn! diyosun mesela. Uysun diye demedim lan, üzgünken de coolum işte severim ingilizce lanet etmeyi belki. Neyse sonuç olarak noldu çok iyi olacah o iş? Olmadı işte, çünkü yatırın şeysinden ötürü. İyi de abi hiç bi mübareğe saygısızlık da etmedik. Neyin laneti lan bu?
Yeea işte diyorum ki blog, fare döndükçe dönen tekerlekmişcesine bi kısır döngü böyle...Hani böyle dedim ya aslında öyle de değil pek. Kısır gibi değil mesela. Akraba evliliği sonucunda doğmuş bilmemkaçıncı güzzzelim özürlü çocuk gibi. Gir içeri küçük yaratık gir içeri! Laan? Sorunlu oldu diye evlat atılır mı? Atsan atılmaz satsan satılmaz bunun için mi söylenmiş? Sorunluyum nereye atsam ki şimdi kendimi. Okadar yetiştir büyüt bugüne getir noldu yoruldum kendimden. Ben doğduğumda da böyle değildim ki! Neyin kafası bu?
Sonuç olarak üstüne daş bina dikilmiş yatırcasına bi huzursuzluk işte yani blog. Düşüncelerim sızlayacak gibi hep, dönüp durdukça sevgili beynim kafesinde. Ademin elmayı ısırdığı güne kadar gider yapasım var hani böyle blog. Anlarsın ya.
Yeea işte diyorum ki blog, fare döndükçe dönen tekerlekmişcesine bi kısır döngü böyle...Hani böyle dedim ya aslında öyle de değil pek. Kısır gibi değil mesela. Akraba evliliği sonucunda doğmuş bilmemkaçıncı güzzzelim özürlü çocuk gibi. Gir içeri küçük yaratık gir içeri! Laan? Sorunlu oldu diye evlat atılır mı? Atsan atılmaz satsan satılmaz bunun için mi söylenmiş? Sorunluyum nereye atsam ki şimdi kendimi. Okadar yetiştir büyüt bugüne getir noldu yoruldum kendimden. Ben doğduğumda da böyle değildim ki! Neyin kafası bu?
Sonuç olarak üstüne daş bina dikilmiş yatırcasına bi huzursuzluk işte yani blog. Düşüncelerim sızlayacak gibi hep, dönüp durdukça sevgili beynim kafesinde. Ademin elmayı ısırdığı güne kadar gider yapasım var hani böyle blog. Anlarsın ya.
4 Haziran 2011 Cumartesi
Bir Sümüklüböceği Patlattın Sen
Evet bir sümüklüböceği patlattın işte, biyerlerde bir kedi garanti miyavlar artık. Ölürken çıkarttıkları sesi hiç duydun mu? Ben duydum! Çatır çutur oh çok da güzel bi ses ama ondan bahsetmiyorum yani. O da ağlıyodur, o da inliyodur elbet. Dur abi hele bi basma ben şöyle kenara kaykılayım diyodur ama nerdeee. Hemen bas tabi! Tabakhaneye bişey yetiştiriyon. Sonra sümüklüböcekleri niye yiyolar falanlar. Adamlar en azından değer verip yiyolar, sen çatur çutur eziyon o nolucak? O değil de ben bigün bi sümüklüböceği karşıma alıp konuşmak çok isterim. Dertlerini dinlemek falan. Geçen sene tabi çocuk olduğumdan öyle ciddi konuşma şeklinde değil de oynayarak vakit geçirmişliğim olmuştu onlarla. Sol antenine dokunduğumda içeri çekiyo, sonra sağa dokunuyorum eş zamanlı sağı içeri çekip solu çıkarıyo. Bi sağ bi sol bi sağ bi sol. Böyle de kuul hayvanlar ya. Adını da kamil koymuştum birinin, saygıyla bakmıştı suratıma. Kafasını kabuğuna çekip bi daha çıkarmaması da saygıdan tabi. Ben de takdir ettim tabi azizim. Bu yazıyı da yani sırf sümüklüböceklere sümüklüböcek diyip geçilmesin hor görülmesin diye yazdım. Daha birleşik mi ayrık mı yazılıyo onu bile bilmiyoruz. Neyse sevgili üstadın dediği gibi "yoldagördüğünüzsümüklüböcekleriezmeyinayağınızınyanıylakenaraitin." Çok iyi hatırlamıyorum ama o da hatırlamıyodur zaten. Samtin layk det blog hörmetler.
He bide Küçük İskender şöyle bişey demiş;
Bir martıyı ağlattın işte, garanti bir çocuk intihar eder artık.
Ne demek istemişse yani salak saçma bi söz.
He bide Küçük İskender şöyle bişey demiş;
Bir martıyı ağlattın işte, garanti bir çocuk intihar eder artık.
Ne demek istemişse yani salak saçma bi söz.
26 Mayıs 2011 Perşembe
İtiraf Ediyorum
Niye? Çünkü ondan işte blog. Uğraştırma beni. Evet itiraf ediyorum çünkü bunu yapasım çok var be. Mesela az önce Sadettin Teksoy'un saçım benim saçım benim videosunu bi daha izledim. Bi de benim niye yok! dedim. Yani saçım, niye uzun değil mesela. Uzasa da kestirsem güzel olmaz mı la. Böööyle kaldı salak. Yağlansa mesela, yıkamak zor olsa. Yıkasam zorlansam. Bi de ben şimdi dokuz kez lekelenip arielle yıkandığında yenisinden daha temiz olan çamaşıra çok imrendim. Kimbilir fişne suyu dökülmüştür üstüne ama ne biçim de temizlenmiştir dedim. Ne zor olmuştur da ha dedim. Sonra aklıma beyaz gömlekten kan çıkarma tarifi geldi. Sonra da, "inanmıyorum bu kan değil ki!" tarifi. Şöyle yazmıştı yazar; gerekenler: iki büyük şişe ketçap, 500 gr siyah sümüklü böcek, 3 yemek kaşığı siyah emaye boyası ve sağ ayak parmağınızın ucu. Fakir vampirler için canım, bizdeki etsiz çiğköfte misali. Çiğköfteyi de ne biçim severim ha. Olsa da yesek. Neyse gittikçe şişko oluyorum zaten blog yemesek daha iyi. O değil de kola da zararlıymış yani. Magnum temptationa da çok iyi diyollla, ben onların yalançısıyım. Ama yalancı olmak da iyi bişey değil. Konudan konuya da böyle atlarım işte. İtiraf ediyorum, ben cidden deliyim. Öyle böyle değil. Düzelirim dedim daha çok bozdum, önünü alamadım acayip bozdum. Gittikçe salaklaştım adeta. Parmakla gösterilicek bişey oldum. Nasıl da garip bişey oldum ha. Böyle puşt gibim ibne gibim...
30 Nisan 2011 Cumartesi
Mekanaşırı.
Odaları var kafanın dışarı açılan. Düşünceler duramıyo hani koşuyo dışarı dışarı pencerelerinden. İşte ben de koşmuş olsaydım dışarı dışarı, bu abzürt felsefeyi yapmaya başlamamış olucaktım. Ama yok, evdeyim. O zaman ben felsefemi meyveli alayım! Çünkü vitaminli yiyip sağlıklı düşünmeye ihtiyacım var, artık tatlı yiyip tatlı konuşmayacağım. Bütün garip düşünceler şeker bulmuş karınca sürüsü gibi beynimde zıp zıp zıplıyolar. Beynimi kemiriyolar demedim dikkat ettiysen, zıplıyolar. Çünkü dertli değilim, sıkılıyorum. İç dünyam dış dünyamdan daha renkli, rüyalarım günlerimden daha hareketli. Uyuşamıyoruz biz bu dünyayla, geldiğim yer böyle değildi benim. Candyland'den geldim demiyorum, ama belki uzaylıyım. Farklıyım diğerlerinden. İçim hep eğlenceli, isteklerim zararsız, düşüncelerimin çıkış noktası gökkuşağının dibindeki mücevher sandığı. İçimde herşey, farklı kutulardan seçilmiş farklı renklerde jelibon tanesi. Dışarısı gri, hava kötü, herkes kötü. Dışarısı bizim evden büyük. Ben hala küçüğüm. Herşey garip.
Bunun için uğraşmadım ama bi'kaç milyon yılımı daha bi mekanda kapalı şekilde geçirirsem iyi felsefe yapabilirim bence. Bi deneyelim blog. Sıkılmaya devam. Sert kal!
Bunun için uğraşmadım ama bi'kaç milyon yılımı daha bi mekanda kapalı şekilde geçirirsem iyi felsefe yapabilirim bence. Bi deneyelim blog. Sıkılmaya devam. Sert kal!
11 Şubat 2011 Cuma
Aşk İbneleri Sever
Bi kız bi de erkekten oluşan bi çiftimiz var blog. Tabi aşk hikayesi sonuçta ya ne olacağıdı. Neyse perdeyi şeyde açıyorum blog, sokakta. Kızla çocuk sadece susar birbirlerine bakar. Kız çok aşıktır, ama gitme diyemez. Niye gitme desin? Çünkü çocuk birazdan gidicek. Gitme dese de belki gidicek ama bunu hiç bilemiycez, gitme demedin, hiç efor sarfetmedin ondan sonra vay efendim niye gitti. Bi sus kızım! O da öyle yapar, susar. Çocuk kızı alnından öper -evet alnından çünkü burası namuslu bi blog-, ve zıt yönlere doğru yol alırlar. Kız üzgün üzgün giderken yolda eli yüzü düzgün bi genç evsiz görür, genç işi pek bilmediğinden; "abla nöölür bi şarap parası" der. Kız; "ne ablası ayol ben senden küçüğüm" der, bide "şu tipine bak hele bi, tipsizzz!" diye ezer. Genç çok üzülür ama kız bunu bilemez. Sonra yine ilerlerken eli yüzü düzgün olmayan bi evsiz görür, bu sefer bu genç; "abla çok açım, çok fakirim, az öteden geç de senin açından görüntü kirliliği olmasın" der. Gencin blöf yaptığını anlayamayan kızımız cebinden bi kağıt para çıkarır ve "al canım oy balım" falan gibi şeyler saçmalar.-Evet biz sadece kağıt olduğunu görürüz, kaç para olduğunu bilmeyiz-. Parayı alan tipi kayık genç çok sevinir hemen gidip bi şarap alır, şarabını içe içe giderken eli yüzü düzgün olan evsiz arkadaşını görür ve paranın arta kalanını ona verir. Eli yüzü düzgün ve üç gündür aç olan genç hemen yemek yemeliyim diye düşünür. Sonra aç olan annesi ve kardeşleri aklına gelince parayı cebine koyar ve yemek yemekten vazgeçer. Evinin yolunu tutan eli yüzü düzgün genç yolda giderken parayı düşürür, bunu 250 metre falan arkasından gelen, kızın sevgilisi esas oğlan bulur. Evet yol dümdüz bi yoldur, yani evsiz genci küçük de olsa görür ve parayı onun düşürdüğünü anlar. Arkasından koşsa da yetişemez çünkü evsiz genç mutlu olduğundan mütevelli çok hızlı gidiyordur. Sonra bi an duraksar ve "ulan benim evim yokki, nereye gidiyom la böyle" der. O bikaç saniyelik duraksamada kızın sevgilisi 250 metre açığı kapatır ve evsiz gence "paranı düşürdün" der. Evsiz olan ve genç kız tarafından "hele bi tipine bak tüüü" şeklinde azarlanmış olan genç diğerine göndüğünde oradaki herkes hikayenin değiştini anlar. Güneş bi farklı parlar, çiçekler bi ayrı güzel görünür. Halbuki olayın geçtiği mevsim buruk bi sonbahardır, çünkü herkes ayrılık filmlerinin sonbaharda daha güzel hissedileceğini bilir. Ayrıca saat akşam 20.00'ı geçmektedir yani gidecek olan sevgilinin otobüsünün kalkmasına yarım saat kalmıştır. Herkes bu ara açıklamadan sıkılır, birden evsiz ve evsiz olmayan genci görmeye çalışır. O sırada gitme saati yaklaşan genç, evsiz çocuğa; " açmısın, ben de açım hadi gel yemek yiyelim" der. Aslında ne annesi ne de kardeşleri olan evsiz genç "hadi yiyelim" der. Yemek yerken esas oğlan evsiz gençten gözlerini alamaz, otobüsü falan unutur sadece onunla geçirdiği dakikalar hiç bitmesin ister. Burada çocuğun kızı neden terkettiğini de anlarız, evet gencimiz aslında gaydir. İki gencin hikayesine burada ara verilirken genç kız da bi türlü evine gidememiştir ve hala aynı alık haliyle aman dalık haliyle yürümektedir. Şarabını içtikten sonra yolunda yürüyemeyen evsizimiz de mecbur n'apsın otobüse binmiş, Nişantaşı'ndaki evine gidiyordur. Evet çalışmayı sevmeyen adamımız aslında açım abla ayaklarıyla parasını çıkarıp gününü gün eden bi burjuvadır. Sarhoş sarhoş araba kullanamıycağından otobüste gitmeyi seçen adamımız tabi evet sarhoş olduğundan şoförle konuşmaması gerektiğini düşünemez ve şoföre hebelehübele der. O sırada sözleri anlamaya çalışan otobüs şoförü direksiyon hakimiyetini kaybeder ve birine çarpar. Çarptığı kız ona arabanın çarptığının bile hala farkında olamayacak kadar dalgın bi kızdır. Evet o kız bu kızdır. O sırada yemekten sonra eve giden 2 genç erkek televizyonda kaza haberini görür ve hastaneye koşar. Kazada sadece göze giden tüm sinirler minirler bütün herşey kopan onun dışında hiçbişey olmayan kız gözlerini açtığında doktorun babası olduğunu görür. Babasına "baba gizemle geziyoduk sonra bana otobüs çarptı bla bla" diye açıklama yaparken gay çiftimiz elele içeri girer. Genç kız "seni böyle görüceğime kör olsaydım lanet olasıı!" der ve o anda kör olur. Bu sefer görmediğinden yukarı doğru yönelen kız " Allah'ım bugüne kadar hiçbi dediğimi kabul etmedin, şimdi bu niye?" diye isyan eder. Dur yapma çarpılıcaksın demelerine kalmadan bir de çarpılır, ağzı yüzü yamulur. Üstünden aylar geçer babası içine kapanan dışına da kapanan kızını şehir dışına tatile göndermeye karar verir, aslında o şehre hiçbir şartta gitmiycek olan kız tabi ağzı yamulduğundan itiraz edemez. Otobüse bindirilen kız garda hala çok sevdiği eski sevgilisi ve onun yeni sevgilisini görür -kalp gözü-, onlara hareket çeker. Tam o en ön koltuktan dışardakilere hareket çekerken, otobüsün arkasından hebelehübele diye bi ses gelir. Herkes arkaya döner bakar veee o akşam haberlerde "yine otobüs kazası, bi genç kız öldü 3 yaralı var" şeklinde bi haber izlenir. Biri bizzat içinde bulunduğu otobüsün kaza haberini izlerken elinde şarap;" Belki senin kağıt paran dönüp dolaşıp yine sana girmiştir" der, ama sonra "ulan bu söz de nerden çıktı şimdi ehehöhö neyseea" diye güler. Işıklar bu gülüş sesiyle birlikte kapanır. Sonrası sen mutlu lerzan mutlu, gay çift de en mutlu.
Olamaz mı? Olur mu olur aga.
Ayrıca başlık meclisten dışarı yani. Alayınız bilir ki ben sever gays. Hoş değil ibne falan. Bi daha olmasın!
Olamaz mı? Olur mu olur aga.
Ayrıca başlık meclisten dışarı yani. Alayınız bilir ki ben sever gays. Hoş değil ibne falan. Bi daha olmasın!
4 Şubat 2011 Cuma
Öldüğünüz İçin Teşekkürler
Selam blog nassın eisin? Ben de iyiyim ok by. Ay yok dur anlatıcaktım. Evet şeyi. Aslında çok önemli bi mevzu da. Ama dinlemek istiyosan yani?... Tamam başlıyorum. Ben birinin hortlamasının hortlamamasından daha iyi olduğunu düşünüyorum blog . Yani tam olarak değinmek istediğim hortlaklara hor(t) davranmak sorunsalı. Şimdi biri öldü diye hadiii tamam gitti gelirse tırsarım aga diye mi bakmak lazım. Hem ayıp değil mi yaşarken oh canım cicim öldü geri geldi 'ay hortlak!' Hortlak ne lan saygısız ben senin büyüğünüm demez mi yani. Bence belirli gün ve haftalar şeysinde hortlaklar günü de olmalı, hem sevgililer gününden saçma olmazdı bence. Sevgilini hergün gör sonra 14 şubat geldi efenim bişeyler yapmak lazımlar falan. Adam hergün mü hortluyo sanki! Şu 14 şubata gıcıklığım belki Geleneksel 14 Şubatı Yalnız Geçirme etkinliğimin 21. yılını kutlıycağım içindir, ama çok kurcalama blog, saçma diyosam saçma. Hem dünya hortlaklar günü olsaydı her sene gidip biçok arkadaş edinirdim. İlla cennetin elit kesimlerinde huzura ermiş ölü tanıdıklarım olmasına gerek yok, çılgınca geberenler bizden değil mi? Ben arkadaş canlısıyım aga icap ederse "ah havalar nasıl orda? oh ne iyi ne iyi valla ben üşüyom burda şanslısın bedava ısın bakalım köfte"'leri oynar ortamı ısıtırım. Yok yok ısıtmak hoş olmaz, insan bi gün değişiklik ister tabi haklı. Ya bi kitap okumuştum Ghost diye, adam her gece hortlayıp öldüğü konağa gelenleri rahatsız ediyodu. Ben başından beri hayaletin yanındayım canım, çok istediğinden mi korkutuyo sanki milleti. Gelen geçen yerleşmiş köşke adam en sonunda çocuk gibi ağladı döktü içini, üç bin yıldır uyuyamıyomuş garibim içim ürperdi valla. Böyle durumlarda empati kurmak lazım, eğer gelip sana böö yapıyosa kesin gençliğinde bişey yapmışsındır ona körolasıca. Aynı şekilde dün izlediğim bi filmde de adamlar hortlayıp geliyodu , onları yakarak öldüren adamı yakıp öldürüyolardı. Doğru yaptılar ellerine sağlık. Aman benim okuduğum garip kitaplardan izlediğim zombi filmlerinden bahsetmeye kalkarsak ohoo. Neyse benim istediğim şu, yani dost ölülerimiz arada bi gelseler şöyle bi çay içsek muhabbet etsek. Gelirken pasta börek getirseler mesela oh. Ama çirkin gelmesinler ya bi çeki düzen versinler kendilerine yani adam ölürken kafası kopmuş misal ya da beyni falan dışarda gitmiş öbür tarafa, hoş değil çay içilmez karşılıklı. 'Zuhaa ben senin ciğerini bilirim aha da burda' ya da 'abi senin küçükken de beynin yoktu yanlış mı hatırlıyorum aha işte hala boş bi tas taşıyosun' gibi espiriler yapmak zorunda bırakmasınlar beni. Bak bi de şu var; gel şöyle otur diycem ama seni fena oturtmuşlar ha kazığa nihaha. Sus blog sinir etmesinler beni tutmam kendimi yaparım bütün abzürt esprileri Allaamaa! Bak söylüyorum bi de zart diye çıkmasınlar ordan burdan. "Ehehe hortladım geldim kapıyı çalmadım kanka bak ne dicem..." falan diye girerse odama ben de ağız burun girerim adama ha! Oha nasıl da sevgi doluyum. Ama konuyu bağlamalıyım hacı o yüzden öhöm ben öyle düşünüyorum ki eğitim şart! Ay şey dicektim kurulan ilişkilerde saygı şart diye düşünüyorum. Evet. Ölülerle de tabi. O yüzden bundan sonra yolcularken; "Öldüğünüz için teşekkürler, öteki hayatınızda başarılar dileriz" falan diyceksin blog. Bide şu kalıp sözlerden vazgeç bi zahmet. Neyden bahsettiğimi biliyosun. "Merhumu nasıl bilirdiniz? İyi bilirdiiik". Ayrıca blog sana diyorum bro sen anla! Şimdi bi deneme yapalım. Merhumu nasıl bilirdiniz? Hadi hep bir ağızdan! "Çılgın bilirdik adamım!"
A dur bide. Sevgili üstad Ali Poyrazoğlu -aha havaya gel- İçimdeki Timsah kitabında der ki; "...Bence geri dönüş söz konusu bile değil, yani önceden uyarayım dedim. Hani birine borç falan verirsiniz, 'Abi bir daha dünyaya gelişimde veririm' falan der, kazıklanmayasınız. Ya da sevgiliniz ' Senden ayrılıyorum diye üzülme bir daha dünyaya gelişimizde yine beraber oluruz' falan derse, yemeyin. Aman ha!"
Sırf okuduğumu belirtmek için yazdım. Böyle de kasıntıyım. Ama olsun yine de sevin beni. Aman ha!
A dur bide. Sevgili üstad Ali Poyrazoğlu -aha havaya gel- İçimdeki Timsah kitabında der ki; "...Bence geri dönüş söz konusu bile değil, yani önceden uyarayım dedim. Hani birine borç falan verirsiniz, 'Abi bir daha dünyaya gelişimde veririm' falan der, kazıklanmayasınız. Ya da sevgiliniz ' Senden ayrılıyorum diye üzülme bir daha dünyaya gelişimizde yine beraber oluruz' falan derse, yemeyin. Aman ha!"
Sırf okuduğumu belirtmek için yazdım. Böyle de kasıntıyım. Ama olsun yine de sevin beni. Aman ha!
Seni Doğurcağıma Taş Doğursaydım Tarifi
Gerekenler:
1 adet her zaman söylenme potansiyeline ve madde 52462426'daki özelliklere sahip hatun kişisi
1 adet en az o hatun kişisiyle izdivaç yapıcak kadar zekasız, madde 6524625462'deki özelliklere ve sahip ve çocuk yapmayı bilen erkek kişisi
Ve uygun bi mekan -töbe töbe-
Madde 52462426'nın içerdiği gibi dişimiz akşama kadar çekirdek çıtlayan (ya da çitleyen), dedikodu yapan, yemek yapmak yerine kuaföre giden mesela evle ilgilenmek yerine bol bol alışverişe giden (eh hergün evde geçer mi oyüzden bol bol) ve kesinlikle çocuk isteyen ama bunun için sadece doğurganlık özelliğine sahip olmak gerektiğini düşünen hatun kişisi "amaan canım sıkılıyo napiiiim hadi evleniyim bari" mantalitesiyle erkek bakmaya başlar. Bu sırada, "oğlum hergün meyhanede orda burda hayat mı geçer hem sana yemek yapıcak evini ısıtıcak bi kadın lazım gel seni falancıyla baş göz edelim" (falancı lafı geçmezse vallahi olmaz blog) diyen yakınları olan ve madde 6524625462 gereğince evet ağzıyla içmeyi bilmeyen, iyi küfür eden, en uzağa tükürme rekoru olan ne biliyim İsmail Yk'yı ekol olarak gören erkek kişisiyle tanıştırılır. Geçtiğimiz cümlenin yarısı kadar kısa bi süre içinde bu iki sorunlu evlendilir ama ben baş göz etmek deyiminin daha iyi olduğunu yine de belirtmek isterim. Sonrasında her geçen günü bi öncekinden malca bile geçiremeyen, yani herhangi bir konuda ilerleme katetmeye karşı olan çiftimiz bigün " hadi la çocuk yapak" der. Ama bu mallar bunu söylediğinde mesela gerizekalı hatunumuz aslında 7 aylık hamile olduğunu farkeder. Sonuç olarak 2 ay sonra çocuk çıkar. Çıkar mı fırlar mı bilmem aga. Abartmak isteseydim "alo aaayyy bilmemne hanım ay ben programınızı izlerken off doğurmaya başladım ne yapiyim?" diyerek tv karşısında doğurturdum kadını. Ama yapmadım. Çünkü yaratıcılığımı en can alıcı noktaya bıraktım. Çocuğun büyüyüp apaçi olması kısmına. Ah dur çok mu hızlı gittik. Olsun büyüdü işte çocuk ve apaçi oldu. Uyuşturucu da kullanıyo karı kız da. Koluna faça çekiyo mesela eğlence olsun diye. Hobileri içinde arkadaşlarıyla birbirlerinin annesine küfür etmek başı çekiyo, hepsi bunu yeterince yapıyo ki hiçbirinin annesi eksik kalmasın. Annesi de alıştı hem, o da hergün oğluna bildiği tüm kötü lafları sayıp stres atıyo, rahatlıyo, ama en rahat zamanlarını çocuk 38763675373 gün eve uğramadığında geçiriyo. Bide kocası içtikten sonra her gece evi bulamasa daha iyi olucak da işte. Neden çocuğun erkek olduğu kısmını atladım evet. Ama biliyosun ki erkek adamın erkek çocuğu olur(!) Ya açıkçası bi kızın daha kötü yola düşmesine içim el vermedi. Hem yazıyı ben yazıyorum ya sanki benim yüzümden düşücekmiş gibi hissettim. Neyse böyle yani blog. Sonuç olarak çocuğumuz hazır. Son sözü cefakar fedakar ayaklarının altı cennet olan annemize veriyoruz. Hadi bi de bu sözü mesela karakolda "şu piçin ailesine haber verin" kısmından hemen sonra komiserin karşısında 'çocuğumla çok ilgilenmek istedim ama o buna hiçbi zaman izin vermedi' ifadesini takınan kocasının yanında mülayim ev kezbanı şeklinde boynunu bükerek söylesin. "Niye böyle oldun oğlum, ah seni doğurucağıma taş doğursaydım".
1 adet her zaman söylenme potansiyeline ve madde 52462426'daki özelliklere sahip hatun kişisi
1 adet en az o hatun kişisiyle izdivaç yapıcak kadar zekasız, madde 6524625462'deki özelliklere ve sahip ve çocuk yapmayı bilen erkek kişisi
Ve uygun bi mekan -töbe töbe-
Madde 52462426'nın içerdiği gibi dişimiz akşama kadar çekirdek çıtlayan (ya da çitleyen), dedikodu yapan, yemek yapmak yerine kuaföre giden mesela evle ilgilenmek yerine bol bol alışverişe giden (eh hergün evde geçer mi oyüzden bol bol) ve kesinlikle çocuk isteyen ama bunun için sadece doğurganlık özelliğine sahip olmak gerektiğini düşünen hatun kişisi "amaan canım sıkılıyo napiiiim hadi evleniyim bari" mantalitesiyle erkek bakmaya başlar. Bu sırada, "oğlum hergün meyhanede orda burda hayat mı geçer hem sana yemek yapıcak evini ısıtıcak bi kadın lazım gel seni falancıyla baş göz edelim" (falancı lafı geçmezse vallahi olmaz blog) diyen yakınları olan ve madde 6524625462 gereğince evet ağzıyla içmeyi bilmeyen, iyi küfür eden, en uzağa tükürme rekoru olan ne biliyim İsmail Yk'yı ekol olarak gören erkek kişisiyle tanıştırılır. Geçtiğimiz cümlenin yarısı kadar kısa bi süre içinde bu iki sorunlu evlendilir ama ben baş göz etmek deyiminin daha iyi olduğunu yine de belirtmek isterim. Sonrasında her geçen günü bi öncekinden malca bile geçiremeyen, yani herhangi bir konuda ilerleme katetmeye karşı olan çiftimiz bigün " hadi la çocuk yapak" der. Ama bu mallar bunu söylediğinde mesela gerizekalı hatunumuz aslında 7 aylık hamile olduğunu farkeder. Sonuç olarak 2 ay sonra çocuk çıkar. Çıkar mı fırlar mı bilmem aga. Abartmak isteseydim "alo aaayyy bilmemne hanım ay ben programınızı izlerken off doğurmaya başladım ne yapiyim?" diyerek tv karşısında doğurturdum kadını. Ama yapmadım. Çünkü yaratıcılığımı en can alıcı noktaya bıraktım. Çocuğun büyüyüp apaçi olması kısmına. Ah dur çok mu hızlı gittik. Olsun büyüdü işte çocuk ve apaçi oldu. Uyuşturucu da kullanıyo karı kız da. Koluna faça çekiyo mesela eğlence olsun diye. Hobileri içinde arkadaşlarıyla birbirlerinin annesine küfür etmek başı çekiyo, hepsi bunu yeterince yapıyo ki hiçbirinin annesi eksik kalmasın. Annesi de alıştı hem, o da hergün oğluna bildiği tüm kötü lafları sayıp stres atıyo, rahatlıyo, ama en rahat zamanlarını çocuk 38763675373 gün eve uğramadığında geçiriyo. Bide kocası içtikten sonra her gece evi bulamasa daha iyi olucak da işte. Neden çocuğun erkek olduğu kısmını atladım evet. Ama biliyosun ki erkek adamın erkek çocuğu olur(!) Ya açıkçası bi kızın daha kötü yola düşmesine içim el vermedi. Hem yazıyı ben yazıyorum ya sanki benim yüzümden düşücekmiş gibi hissettim. Neyse böyle yani blog. Sonuç olarak çocuğumuz hazır. Son sözü cefakar fedakar ayaklarının altı cennet olan annemize veriyoruz. Hadi bi de bu sözü mesela karakolda "şu piçin ailesine haber verin" kısmından hemen sonra komiserin karşısında 'çocuğumla çok ilgilenmek istedim ama o buna hiçbi zaman izin vermedi' ifadesini takınan kocasının yanında mülayim ev kezbanı şeklinde boynunu bükerek söylesin. "Niye böyle oldun oğlum, ah seni doğurucağıma taş doğursaydım".
16 Ocak 2011 Pazar
Kurumuş Kız Kıvamında
Here I come blog, here I come again. Niye böyle bi giriş yaptım sorma, biliyosun ki ne zamandır görüşmedik seninle. Geldim işte bi welcome dersin diye yaptım ama neyse sana trip atmıycam kaçöte. Yeteri kadar kişi var menzilimde bugün trip atıcak be blog, ondan geldim zaten sana yoksa çok da umrum değilsin hani. Neyse giriyorum konuya, hem de bunalımlardan bunalımlara yatay geçiş yapan ergen psikolojisinin kullandığı en bilindik soruyla; ben çirkin miyim blog ha? Bugün ne kadar 'hamaaan beni beğenen böyle beğenir'leri oynasam da kırılmadım değil hani duyduğum acımasız gerçeklere. Çaktırma blog başından beri biliyodum duyuyodum ama duymazdan geliyodum, ama sonunda ben de sordum işte o soruyu kendime. Güzel kızlar hep saçı, boyu, bacağı uzun kızlar mıdır yani? Annem hep der kız gibi giyin saçını başını uzat bişiler yap diye, ben de 'benim bi tarzım var peh'lerle karşılarım onu hep ama bugün yarı pes ettim. Yolda gördüğümüz ve bana göre son derece sevimsiz olan bakımlı kıza annem "harbiden kız güzelmiş haa" falan gibi bişey dedi, üstüne yetinmedi "onun senin boyun kadar bacak boyu var" gibi şeylerle ezdi beni. Zaten abim de bana hep çirkin diyo, inşallah burnunda kocaman sivilce çıkar diyo. Halbuki ben hep bodurtavukherzamanpiliç anlayışıyla kendimi teselli etmiştim, halbuki ben hep çirkinolsambilesevilirimki triplerinde gezmiştim, halbuki ben hep kendimi olduğum gibi sevmiştim! Oldu mu şimdi blog ha söyle oldu mu? Bütün kendimle ilgili pozitif düşüncelerime kıramp girdi gördün mü. Beni ne doktorlar ne mühendisler de istemez büyüyünce, aha valla da evde kaldım. Biri tırmanır belki anlayışıyla saç uzatıp yanaklarımı pembeleşinceye kadar boyayıp, kız kurusu kıvamına gelince izdivaç mizdivaç bişiler yapcaz artık. Burdan kendim gibi olan tüm potansiyelkızkurularına başarılar diliyorum. Saygı sevgi.
13 Ocak 2011 Perşembe
10 Adımda 12 Adım
1-Gürültülü müzik dinlemek tehlikeli ve yasaktır, yapma. Şayet kapına alt komşunun şikayeti üzerine gelen polisler dayanabilir. Ama sen yine de kulak sağlığın için kısık dinlediğini savun, karizmayı çizdirme.
2-Toplum içinde küfürlü konuşma, konuşucaksan da yakıştır. Tikiysen bile o anda bi sokak çocuğuymuşsun gibi hisset hissettir ki dilini iyi kullanıyo ibne desinler.
3-Doğru insanı bulduğunu düşündüğünde hiç durma.Yani orda durma kaç. Çünkü büyük ihtimalle doğru sandığın kişi aslında en yanlış kişi olacaktır.
4-Doğru bildiğin yanlışlar için diren, yanlışlar doğruya götüren yollardır. Ama istisna gördün kaideyi bozan ilk sen ol. Sınav esnasında etrafındaki 3 kişi senin verdiğin cevabı vermediyse yanlış olan sensindir uzatma.
5-İyi bildiğin kötüler için de savaş. Herkes şeytan olduğunu söylese de sen göremedikleri kanatlarına hayran olduğunu söyle. Ama inandırmaya çalışma, hoş tepki vermeyebilirler. Bkz: Biyeriyle gülmek.
6- Yolda sana tip tip bakan insanlara sen de pis pis bak, kadınlarsa daha pis bak. İlerde çocukları olursa sana benzesin sevmedikleri ot burunlarından gelsin. (evet öyle değil o deyim ama sanane)
7-Tanımadığın bilmediğin cihazlardan veri alma, veri dersin ama senin için verimli olmayabilir. Virüsleri seviyosan da meclisten dışarı sev, fazla yüz verme. (bu ne saçma madde adamım!)
8-Hayalet öcü gibi şeyler yoktur, inanma. İnanırsan da onlara çaktırma. İnanmıyosun sansınlar sana sarmasınlar. -Hayaletlerle dost olmak toplumca hoş karşılanmaz herkes izlemedi ki sevimli hayalet casper'ı dimi ama.-
8-Kendini toplumdan soyutlayan insanları sen somutlamaya çalışma, kendi hallerine bırak. Arkadaş olmak istersin sert yaparlar, zekat verirsin fekat almazlar.
9-Niye kimse beni anlamıyo dediğin anda aynada yüzünün yarısı saçla kapalı garip biriyle karşılaşırsın, tepki verme aksi takdirde o da sana aynı tepkiyi verip korkutabilir. (aynaya bakıp ümitsizliğe kapılanlarınız için bkz:madde 10)
10-Emo olmak kötü bişey değildir, korkma. Sadece ailene karşı gelmeyen saygılı terbiyeli bi emo olmaya özen göster. Büyüyünce geriye dönüp baktığında kendi yüzüne tükürmek isteme, ama istersen de bunu sadece sırtüstü yatarken yapabilirsin unutma.
Tüm haklarım gizlidir. Dağılın.
2-Toplum içinde küfürlü konuşma, konuşucaksan da yakıştır. Tikiysen bile o anda bi sokak çocuğuymuşsun gibi hisset hissettir ki dilini iyi kullanıyo ibne desinler.
3-Doğru insanı bulduğunu düşündüğünde hiç durma.Yani orda durma kaç. Çünkü büyük ihtimalle doğru sandığın kişi aslında en yanlış kişi olacaktır.
4-Doğru bildiğin yanlışlar için diren, yanlışlar doğruya götüren yollardır. Ama istisna gördün kaideyi bozan ilk sen ol. Sınav esnasında etrafındaki 3 kişi senin verdiğin cevabı vermediyse yanlış olan sensindir uzatma.
5-İyi bildiğin kötüler için de savaş. Herkes şeytan olduğunu söylese de sen göremedikleri kanatlarına hayran olduğunu söyle. Ama inandırmaya çalışma, hoş tepki vermeyebilirler. Bkz: Biyeriyle gülmek.
6- Yolda sana tip tip bakan insanlara sen de pis pis bak, kadınlarsa daha pis bak. İlerde çocukları olursa sana benzesin sevmedikleri ot burunlarından gelsin. (evet öyle değil o deyim ama sanane)
7-Tanımadığın bilmediğin cihazlardan veri alma, veri dersin ama senin için verimli olmayabilir. Virüsleri seviyosan da meclisten dışarı sev, fazla yüz verme. (bu ne saçma madde adamım!)
8-Hayalet öcü gibi şeyler yoktur, inanma. İnanırsan da onlara çaktırma. İnanmıyosun sansınlar sana sarmasınlar. -Hayaletlerle dost olmak toplumca hoş karşılanmaz herkes izlemedi ki sevimli hayalet casper'ı dimi ama.-
8-Kendini toplumdan soyutlayan insanları sen somutlamaya çalışma, kendi hallerine bırak. Arkadaş olmak istersin sert yaparlar, zekat verirsin fekat almazlar.
9-Niye kimse beni anlamıyo dediğin anda aynada yüzünün yarısı saçla kapalı garip biriyle karşılaşırsın, tepki verme aksi takdirde o da sana aynı tepkiyi verip korkutabilir. (aynaya bakıp ümitsizliğe kapılanlarınız için bkz:madde 10)
10-Emo olmak kötü bişey değildir, korkma. Sadece ailene karşı gelmeyen saygılı terbiyeli bi emo olmaya özen göster. Büyüyünce geriye dönüp baktığında kendi yüzüne tükürmek isteme, ama istersen de bunu sadece sırtüstü yatarken yapabilirsin unutma.
Tüm haklarım gizlidir. Dağılın.
4 Ocak 2011 Salı
Öylee Saçmalayasım Var İşte
Acı yiyip acı konuşasım var bugün blog. Biri ölse de helva yesek diyesim var mesela. Tüm çirkin kız ve erkeklere küfür edesim var sonra da tüm güzel kız ve erkeklere. Hepsine aynı anda edemem blog sectionlara ayırdım anla. Ya da önce güzel olanlara ederim, o sırada çirkin olanlar kör talih çirkin şanslarına şükrederler bi kez sayemde. Evet evet öyle yapmalıyım. Salça olmalıyım birilerine, böyle ayakta kalmalıyım. Vuhuu nasıl da şairane konuştum, yaparım böyle muntazaman. Mesela bugün metroda düşündüm, tek başıma yaptım, hin baktım kafamın üstündeki ampüle. Herkes kafasına göreydi çünkü, birilerinin dikkatleri tek yönde toplaması iyi olmaz mıydı. Tam o sırada metro türbülansa girdi (!) yani böyle garip sesler çıkararak yavaşladı falan, turist teyzeler ve turist olmayan teyzelerden ibaret görünen metrodaki herkesin yüzüne tek tek baktım. Hepsi böyle bi "noooluyo yea" tarzı soru sordu kendi kafasında kendine. Kalkıp "panik yapmayın hepimiz ölücez!!" demeyi çok istedim lan blog, valla be. Bu; acil durum düğmesine basıp, metronun birden durmasına neden olup güvenlik abi geldiğinde 'yanlışlıkla şeyettim' demekten, üzerinde 635736537 kişi varken yürüyen merdivenin düğmesine basıp durmasını sağlayıp, o 256753736537 insanın 'naptı bu gerizekalı' demesinden ve peşine gelen anonsların sana itaf edilmesinden daha adrenalinli olurdu hani. Paso basıp ama turnikelerin üstünden atlayıp, atlarken telefonunu düşürdüğünü farketmemek ve taksim mecidiyeköy arasını bikaç milyon kez dolaşmak kadar nefes nefese bırakmazdı belki evet ama güvenlik amcaların telefonu karıştırıp mesajları okuyup gün sonunda telefonu teslim ederken 'herşeyini biliyorum köfte' bakışına sevgi yükleniyor 95% loading şeklinde bi yüz ifadesiyle bakmak gibi bi duygu yükleyebilirdi. İşte öyle gülümsetebilirdi blog. Her ne kadar o gün güvenlik amca kendi numarasını benim telden çevirmiş olsa ve ben de ogün röportaja gidicek olsam, mesela röportaj yapıcağım adamın numarasını kaydetmemiş olup son aranan numarayı 76538765373 milyon kez arayıp ulaşamış olsam da...Öyle yani blog, ben bugün sadece metroda yaşadığım -yaşattığım- saçmalıkları hatırlattım kendime ve bunun içinde metroda öpüşen çifte pis pis bakıp 'lanet olsun size' demek dahil 63576537635 zilyon tane abzürt anı var. Başka bigün de belki trende yaptığım saçmalıkları anlatırım, mesela arkasından saçını falan ellediğim için kadının pis pis bakması üzerine iremin "naaapıyosun dilek yine? kadını mı elliyosun" demesini, insanların bizden kaçışlarını bizim olaylara yarılışlarımızı...Ama sus şimdilik bu kadar. Hadi sağlıcakla blog esen kal. Oo yeea!
2 Ocak 2011 Pazar
Üretim Hatası
Biraz önce telefonum çaldı. Pek sık yapmaz bunu, hatta son bikaç aydır belki hiç yapmadı. Hemen ezik hissettirme blog sevenim olmadığından değil aranmamam, ben aranmayı sevmediğimden. Hem telefon numaram da çok nadir kişide var, o nadir sayıda kişi de çok çok nadir beni merak ediyo evet napalım. Neyse evet biraz önce telefonum çaldı. Dinledim, bi kez çalsaydı cahilliğine verip duymazdan gelicektim ama baktım devam ediyo üretim hatası. Yok üretim hatası şarkısıyla çalıyomuş telefonum,yoksa severim pembe cookie'mi, melodiyi de gençlik zamanımda koymuşum hey gidi. Elimi uzatıp yatağımın kenarındaki dolabın üstünden telefonumu alabileceğimi sandım ama baktım yatağımda değilim. Sonra düşündüm düşündüm düşündüm saliseler boyunca nerdeyim diye sonra bi hamleyle kalkar gibi oldum uyuduğum yerden. Abim de sese gelmiş ben çaldırıyorum seni dedi. Kendimde olsaydım 'daha komik şakalar yap abi' derdim ama demedim blog. Çocuk aramış evin içinde bulamamış beni, odamın önünden falan da geçmiş yatağım toplu tabi gitmiş. Halbuki düşünmeliydi kalorifer peteğinin önünde sızdığımı, evde yokum sanmış. Sonra kalktım yüzünü yıka dedim kendime -ne de güzel uyuyodum halbuki- gittim aynaya baktım suratımda kırmızı izler falan çıkmış, saçlarımın da yattığım tarafı düzleşmiş. Hiç tahammül edemem öyle taranmış gibi saça, ben ne kadar zamanımı veriyorum saçım yataktan yeni kalkmış gibi görünsün diye biliyomusun blog ha? Neyse saçlarımı yıkadım ama yüzümü yıkamadım niye bilmiyorum. Bide nerden takıldıysa ağzıma "saplıyordum iğneyi bin doz öfkee bin doz belaaa" diye şarkı söylüyodum. Sanem olsaydı o da bana üretim hatası derdi belki bu şarkıyı söylediğim için, bi keresinde seni feysten silme nedeni bu şarkı demişti.-Bu şarkının da tek burasını bilirim ve feci detone söylerim-.Bu sefer ev telefonu çaldı açtım direkt "alo ben Hacer sende yazıcı var mı" dedi. Daha kısa da konuşabilirdi aslında mesela ben hacer demeseydi dimi, dünyada böyle bi sese sahip tek insan sonuçta, havada karada tanırdım. Hemen sonra zil çaldı kapıyı açarken oha ne çabuk geldin dicektim baktım Hakan'mış. Kafamda havlu geziyodum öyle sonra Hacer abla da geldi işte. Muhabbet ediyoruz şimdi. Çay yaptım ve 2 kez de yeniden kaynattım, hacer abla açık koy dedi koydum, portakalımı soy dedi soydum.Niye herşeyi ben yaptım? Bazen bulunduğum zaman diliminden kurtulmak istiyorum, daha az yorucu bi güne gidelim blog. Evet bu olaylar dizisi yordu beni valla. Şimdi gidip uyuycam. Dün akşam 9'da yattım sabah 11'de kalktım, sonra yine yattım yine kalktım. Toplam 15-16 saat falan uyudum Bu hayat beni yordu be blog.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)