emonster

25 Aralık 2010 Cumartesi

Geçti Tost Kervanı!

Biliyorum tost değil dost. Dost mu kaldı bu zamanda efendim dimi ama. Hem tost olsa daha iyi olmaz mıydı yani. Şöyle sucuklu kaşarlı. İnsan aç olunca da hep böyle şeyler düşünür be blog kalksan da bana bişeyler hazırlasan be. O olsa şimdi "kalk bi makarna kır kızkardeş" derdi. Evet makarna kırılmaz, ve o böyle saçma cümleler kurmazdı. Ben zaten hep karıştırırım renkleri, zevkleri, cümleleri birbirine. Kesin pişir derdi ozaman ama makarna dediğin de öyle kolay bişey değil hani. Ama bigün gelicek ben de bişeyler pişirebilicem blog, çünkü insanlar sevdiklerine bişeyler pişirirlermiş. Biz de yapıcaz. Kenya'daki hayali evimizde hayali kızkardeşimle bambu dolması pişirip gülmekten yiyemiycez. Hayır o hayali değil, o gerçek, hayalimiz de gerçek ama o bizimle yaşamıyo, o brokoli. Ahah hayır şuanda o kadar sayko değilim tamam, brokoli onun nicki diyelim blog. İfşa etmek olmaz tabi ismini burda, benim gibi bi saykoyla anılmayı ister mi bi soralım efenim. Tabi istiycek lan biz 7 senemizi verdik. Birbirimize vermedik be o kadar da değil. Ama o 7 seneyi verirken hayata, biz hep birbirimizdik biz hep biz'dik. Pınar Labne'yi bile biz meşhur etmişizdir belki. Aklım reklama takıldı blog yine televizyona bakarken yazıyorum kusura bakma, doğaçlama yaşıyorum. Of ulan gördün mü herşey uçtu aklımdan, ya da hiç orda olmamışlardı. Ama olsun bu yazı yayınlanacak. Yaptım olacak! Çünkü sen bi zaman elinde defter ağzımdan çıkan tüm embesillikleri yazmış bi insansın. Benim hala iki dişimin arasına çomak sokasım var kızkardeş. Evet blog bu sefer seninle değil onunla konuşuyorum. Bu çomak olayını da kimse bilmiycek 7 senede yaşadığımız 7 katzilyon şeyi bizden başka kimsenin bilemiyceği gibi. Evet katzilyonu şimdi uydurdum, ama söylemiştim doğaçlama takıldığımı blog sert yapma şimdi bana. Neyse kızkardeş sana dönüyorum yine çünkü "ben bu yazıyı sana yazdım". Ben de isterdim Cem Adrian gibi "ben bu şarkıyı sana yazdım" demeyi ama o kadar kabiliyetim yok bunla idare et. Seviyorum seni Brokoli'm. Nasıl da duygusala bağladım görüyo musun, yapıyorum bunu muntazaman. Neysa yarın falan görüşürüz. Yok yarın pazar haftaiçi olur. Si yu.

Heee bide evet "70 yaşına geldiğimizde, sallanan sandalyemizde otururken elimizde pc, yine bişeylere bakıp yarılıyo olucaz." kızkardeş sözü:D

Birgünbirgünbirsinek

Hayatta en nefret ettiğim şey soğuk içilmesi gereken bişeyi (bkz:kola) ısınmış şekilde içmek değil ama sıcak içilmesi gereken bişeyi (bkz:nescafe) soğumuş halde içmek de değil
Gerçek olan şu ki yeğenlerr; ben sinek hayvanatından nefret ettiğim kadar hiçbişeyden nefret etmedim şu fani dünyada.
O ne ya o ne ya aynı hareketleri yap dön dön lambanın etrafında sinir et beni üstüne yetinme gece gel vızvızvız kulağımda dön, bideeeee gel oramı buramı ısır em var mı böyle bi dünya, kim verdi sana bu hakkı lan?
Kan kutsaldır öyle ite köpeğe sineğe verilir mi Allahsız!

01.10.2010 20:31:00 | 152 kez görüntülendi
Yine kendi yazımdan alıntıdır. Pek kişi bakmamış tabi. Ama sadece bikaç saat yayında kalıyodu yazılar. Yine iyiyim yani. Bide tabi şimdi sinek falan yok malum kış ama olsun paylaştım. Hadi başbaş.

19 Aralık 2010 Pazar

Şey gibiyim.Evet.Deniz kestanesi.

Az önce çocukluğuma indim blog. Evet. Hep böyle miydim yoksa normal olduğum zamanlar da var mıydı diye. Mesela çok küçükken şarkı söylermişim, annemin söylediğine göre pek de sevimli söylermişim şimdi söylemeye kalksam mazallah karga katliamı falam olur. Öyle diyolar yani. Yoksa hala kargalarla olan ilişkisini anlamış değilim. -Bi de 'acı patlıcanı kırağı çalmaz' atasözünü bu yaşıma kadar anlayamamıştım ama bunun konumuzla hiçbi alakası yok-. Hiçbişeyin aslında bi başka şeyle alakası yok hayatımda. Küçükken Coşkun Sabah hayranı olduğum bi dönem geçirdim mesela. -Bu da bi dönem kızamık hastalığı geçirdim der gibi oldu ama neyse-. Neyse müzik olayında hala biyere varmış tarzımı bulmuş değilim. Müzik evrenseldir. Anlamını bilmiyorum ama öyledir heralde, o yüzden rap de dinlerim metal de aga. Başka bi konuya atlıyorum hooop. Mesela ben hiç barbie bebek sevmedim, daha doğrusu hiç bebeğim olduğunu hatırlamıyorum ama annem kıskandığım için kafalarını kopardığımı bu yüzden benim barbielerim değil action men'lerim olduğunu söyledi. O yüzden ne kadar kızsam o kadar erkeğim aslında. Neyse ki silahlarla oynamamışım, yoksa şimdi askere gidicem diye tutturabilirdim (bazen geyiğini yapmıyo değilim ama sus yüzüme vurma). Bi de ben kumla oynamayı çok severdim. Hayır kumsalda değil bildiğin inşaat falan gibi ortamlarda. Ve pasta yapmazdım mesela yaratıklar yapar üstüne korkunç hikayeler yazar herkesi de inandırırdım, bazen kendimi de inandırırdım ki biraz korkayım. Herkesten daha korkak olduğum aşikar ama korkmayı da herkesten fazla seviyorum belki. (keşke biri bana scare tactics'teki gibi şaka yapsa da korkudan ölsem ne güzel olurdu blog). Dur konuyu bağlamadan geçtirtme. Evet bazen kendimi korkutmak için garip hayaller kuruyorum. İnan biraz sonra gerçekten korkmaya başlıyorum, belki normal olarak biyerlerden çıkan bi çıt sesi benim kafamda korkunç bi olayın başlangıcı olabiliyo sonra tamam bitsin artık diyorum ama bu sefer de korkularım bırakmıyolar, bi kere başladın hadi devam et kaçış yok diyolar. I want to play game diyolar blog! Mesela bazen hayallerimde kendimi öldürüyorum çok zevkli oluyo, aslında çoğu zaman ölümümle sonuçlanıyo maceralarım, o kadar şeyi yaşadın yeter artık biyerde bitmeli diyo olayın akışı ve her seferinde yeni bi teori her seferinde farklı bi ölüm hazırlıyorum kendim için. Ölümüme de özen göstermeliyim, sıradan bişekilde ölemem ya! Bunları boşverelim blog nasıl olsa bu yazıyı yine bi iki kişi okuycak ve bunlardan biri abim, kızmasın şimdi. Ölmemi istemez o da. Başkaları da mı var ailem dışında ölmemi istemeyen? Vardır heralde yea. Bazen bunları da düşünüyorum sonumu hazırlarken aslında. Biraz öleyim biraz izleyeyim diyorum ağlayışlarını. Bu şekilde hiçbi zaman başaramadığım bişeyi yapabilirim; insanları tanıyabilirim. Neyse başka şeyler de var bahsedeceğim, zaman azalıyo sayfa genişliyo herkes sıkılacak okurken. Defterlerime bakıyorum bazen blog eski yeni defterlerim notlarım...Benim hiçbi zaman düzgün not tuttuğum defter gibi şeylerim olmadı. Onlar benim karanlık yanımın yansıması bence. Yaptığım tek şey karalamak anlamsız semboller resimler çizmek, birisi demişti ki " Senin de psikolojin bozuk, sen de duramıyosun beyazı kirletmeden." Yüzü olmayan kapşonlu cellatlar çizdiğim zamanlar vardı mesela, ellerinde bişeyler tutuyolardı ama elleri de yoktu. Seni de ürküttüm blog gördünmü, kendi uyduruk hikayeme çekerim seni de istesem, ama yapmıycam iyi kızım ben. Biraz dengesiz bi kızım yea, bişeye gülerek, mutlu başlayıp aman s.tirsin gitsin be! şeklinde de bitirebiliyorum -ağzını bozma- ve bunu yazmaya başladığımda da kendi karanlığımı örtmüştüm beyaz şirin bi örtüyle belli ki. Ya da fluydu bişeyler ama rahatsız etmiyodu dikkatli bakmayınca. Aha yine sapıttı bak. Tamam en azından bu yazıyı bana en çok yakışan gülen kız maskemi takarak bitiricem -ören bayanı hatırlattı bu gülen kız da bana, hoş değil- Neyse gitmem gerek sanırım yazıcağım çok şey vardı oysa ki. Kısa geç yavrum.Hadi gökten üç deniz kestanesi düştü. Bi tanesi içine büzülmüşlüğünden kurtulmaya çalışıyodu ve iyi ki birileri ona istemek başarmanın yarısıdır demişti.(Bunu şu anda düşündüm blog, başlığa uysun diye çaktırma)