emonster

31 Aralık 2010 Cuma

Yeniyılyeniyılyeniyılyeniyıl.

Ehe nasıl da yeni yıl geldi. Aslında nasıl da kastım şirin bi giriş olsun diye. Velkam 2011 ok by 2010 falan da diyebilirdim blog, demedim. Yastayım blog yine evdeyim bütün seneyi evde geçiricem. Ama napıyoruz gülüyoruz efenim, niye çünkü bikaç dk kaldı lan. Somurtarak girersem nolur, bütün sene somurturum mazallah! Gerçi bu her açıdan imkansız görünüyo. Yani somurtmam... Siz de somurtmayın. Her ne kadar evde çerez yiyip tv izleyerek girecek olsak da yeni yıla, polyannacılık oynayarak mesela, gayet mutlu olabiliriz. İnanırsak olur bence. Herşeyin başı sinerji enerji falan. Bence cümlelerimi daha uzun kurmalıyım blog böyle pek bi sevimsiz oluyo, somurttuğum belli olmasın. Bide mesela sana sürekli blog diye hitap etmemeliyim belki. Bu arada baya bi bakıştık ekranla o süreçte havaifişekler patladı, girdik işte 2011'e. Hatta bu cümleyi yazdıktan sonra da tam 34 dk geçmiş bi yıldır yazı yazıyorum hohoho. Bu espriyi yapmadığımız bi yıl olmasın istedim. Bide nedense "Ağzımızın tadı kaçmasın Ali Rıza Bey" repliğini kendime hatırlatarak biraz gevşedim. Ama yine de gerginim ulan, gezeydik tozaydık stres ataydık ona buna salça olaydık daha iyi olmaz mıydı yani. Bunları hatırlatarak kendime daha çok geriliyorum en iyisi gidiyim. Evet. Yahşi Cazibe izlemek de iyidir sonuçta. Görüşenzi blog. Yeniyıleniyılyeniyılyeniyılbizlereeekutlumutluolsun blog. Çok sıktı bu blog, blog. Belki çeyrek biletime bişeyler vurmuştur hani belki en azından bi amorti çıkmıştır umuduyla -demekki hala pozitif bişeyler varmış içimde diyerek- ayrılıyorum burdan. Heee eğer biletime bişey çıkarsa seni de görücem blog. Son kez blog. Ok by.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Geçti Tost Kervanı!

Biliyorum tost değil dost. Dost mu kaldı bu zamanda efendim dimi ama. Hem tost olsa daha iyi olmaz mıydı yani. Şöyle sucuklu kaşarlı. İnsan aç olunca da hep böyle şeyler düşünür be blog kalksan da bana bişeyler hazırlasan be. O olsa şimdi "kalk bi makarna kır kızkardeş" derdi. Evet makarna kırılmaz, ve o böyle saçma cümleler kurmazdı. Ben zaten hep karıştırırım renkleri, zevkleri, cümleleri birbirine. Kesin pişir derdi ozaman ama makarna dediğin de öyle kolay bişey değil hani. Ama bigün gelicek ben de bişeyler pişirebilicem blog, çünkü insanlar sevdiklerine bişeyler pişirirlermiş. Biz de yapıcaz. Kenya'daki hayali evimizde hayali kızkardeşimle bambu dolması pişirip gülmekten yiyemiycez. Hayır o hayali değil, o gerçek, hayalimiz de gerçek ama o bizimle yaşamıyo, o brokoli. Ahah hayır şuanda o kadar sayko değilim tamam, brokoli onun nicki diyelim blog. İfşa etmek olmaz tabi ismini burda, benim gibi bi saykoyla anılmayı ister mi bi soralım efenim. Tabi istiycek lan biz 7 senemizi verdik. Birbirimize vermedik be o kadar da değil. Ama o 7 seneyi verirken hayata, biz hep birbirimizdik biz hep biz'dik. Pınar Labne'yi bile biz meşhur etmişizdir belki. Aklım reklama takıldı blog yine televizyona bakarken yazıyorum kusura bakma, doğaçlama yaşıyorum. Of ulan gördün mü herşey uçtu aklımdan, ya da hiç orda olmamışlardı. Ama olsun bu yazı yayınlanacak. Yaptım olacak! Çünkü sen bi zaman elinde defter ağzımdan çıkan tüm embesillikleri yazmış bi insansın. Benim hala iki dişimin arasına çomak sokasım var kızkardeş. Evet blog bu sefer seninle değil onunla konuşuyorum. Bu çomak olayını da kimse bilmiycek 7 senede yaşadığımız 7 katzilyon şeyi bizden başka kimsenin bilemiyceği gibi. Evet katzilyonu şimdi uydurdum, ama söylemiştim doğaçlama takıldığımı blog sert yapma şimdi bana. Neyse kızkardeş sana dönüyorum yine çünkü "ben bu yazıyı sana yazdım". Ben de isterdim Cem Adrian gibi "ben bu şarkıyı sana yazdım" demeyi ama o kadar kabiliyetim yok bunla idare et. Seviyorum seni Brokoli'm. Nasıl da duygusala bağladım görüyo musun, yapıyorum bunu muntazaman. Neysa yarın falan görüşürüz. Yok yarın pazar haftaiçi olur. Si yu.

Heee bide evet "70 yaşına geldiğimizde, sallanan sandalyemizde otururken elimizde pc, yine bişeylere bakıp yarılıyo olucaz." kızkardeş sözü:D

Birgünbirgünbirsinek

Hayatta en nefret ettiğim şey soğuk içilmesi gereken bişeyi (bkz:kola) ısınmış şekilde içmek değil ama sıcak içilmesi gereken bişeyi (bkz:nescafe) soğumuş halde içmek de değil
Gerçek olan şu ki yeğenlerr; ben sinek hayvanatından nefret ettiğim kadar hiçbişeyden nefret etmedim şu fani dünyada.
O ne ya o ne ya aynı hareketleri yap dön dön lambanın etrafında sinir et beni üstüne yetinme gece gel vızvızvız kulağımda dön, bideeeee gel oramı buramı ısır em var mı böyle bi dünya, kim verdi sana bu hakkı lan?
Kan kutsaldır öyle ite köpeğe sineğe verilir mi Allahsız!

01.10.2010 20:31:00 | 152 kez görüntülendi
Yine kendi yazımdan alıntıdır. Pek kişi bakmamış tabi. Ama sadece bikaç saat yayında kalıyodu yazılar. Yine iyiyim yani. Bide tabi şimdi sinek falan yok malum kış ama olsun paylaştım. Hadi başbaş.

19 Aralık 2010 Pazar

Şey gibiyim.Evet.Deniz kestanesi.

Az önce çocukluğuma indim blog. Evet. Hep böyle miydim yoksa normal olduğum zamanlar da var mıydı diye. Mesela çok küçükken şarkı söylermişim, annemin söylediğine göre pek de sevimli söylermişim şimdi söylemeye kalksam mazallah karga katliamı falam olur. Öyle diyolar yani. Yoksa hala kargalarla olan ilişkisini anlamış değilim. -Bi de 'acı patlıcanı kırağı çalmaz' atasözünü bu yaşıma kadar anlayamamıştım ama bunun konumuzla hiçbi alakası yok-. Hiçbişeyin aslında bi başka şeyle alakası yok hayatımda. Küçükken Coşkun Sabah hayranı olduğum bi dönem geçirdim mesela. -Bu da bi dönem kızamık hastalığı geçirdim der gibi oldu ama neyse-. Neyse müzik olayında hala biyere varmış tarzımı bulmuş değilim. Müzik evrenseldir. Anlamını bilmiyorum ama öyledir heralde, o yüzden rap de dinlerim metal de aga. Başka bi konuya atlıyorum hooop. Mesela ben hiç barbie bebek sevmedim, daha doğrusu hiç bebeğim olduğunu hatırlamıyorum ama annem kıskandığım için kafalarını kopardığımı bu yüzden benim barbielerim değil action men'lerim olduğunu söyledi. O yüzden ne kadar kızsam o kadar erkeğim aslında. Neyse ki silahlarla oynamamışım, yoksa şimdi askere gidicem diye tutturabilirdim (bazen geyiğini yapmıyo değilim ama sus yüzüme vurma). Bi de ben kumla oynamayı çok severdim. Hayır kumsalda değil bildiğin inşaat falan gibi ortamlarda. Ve pasta yapmazdım mesela yaratıklar yapar üstüne korkunç hikayeler yazar herkesi de inandırırdım, bazen kendimi de inandırırdım ki biraz korkayım. Herkesten daha korkak olduğum aşikar ama korkmayı da herkesten fazla seviyorum belki. (keşke biri bana scare tactics'teki gibi şaka yapsa da korkudan ölsem ne güzel olurdu blog). Dur konuyu bağlamadan geçtirtme. Evet bazen kendimi korkutmak için garip hayaller kuruyorum. İnan biraz sonra gerçekten korkmaya başlıyorum, belki normal olarak biyerlerden çıkan bi çıt sesi benim kafamda korkunç bi olayın başlangıcı olabiliyo sonra tamam bitsin artık diyorum ama bu sefer de korkularım bırakmıyolar, bi kere başladın hadi devam et kaçış yok diyolar. I want to play game diyolar blog! Mesela bazen hayallerimde kendimi öldürüyorum çok zevkli oluyo, aslında çoğu zaman ölümümle sonuçlanıyo maceralarım, o kadar şeyi yaşadın yeter artık biyerde bitmeli diyo olayın akışı ve her seferinde yeni bi teori her seferinde farklı bi ölüm hazırlıyorum kendim için. Ölümüme de özen göstermeliyim, sıradan bişekilde ölemem ya! Bunları boşverelim blog nasıl olsa bu yazıyı yine bi iki kişi okuycak ve bunlardan biri abim, kızmasın şimdi. Ölmemi istemez o da. Başkaları da mı var ailem dışında ölmemi istemeyen? Vardır heralde yea. Bazen bunları da düşünüyorum sonumu hazırlarken aslında. Biraz öleyim biraz izleyeyim diyorum ağlayışlarını. Bu şekilde hiçbi zaman başaramadığım bişeyi yapabilirim; insanları tanıyabilirim. Neyse başka şeyler de var bahsedeceğim, zaman azalıyo sayfa genişliyo herkes sıkılacak okurken. Defterlerime bakıyorum bazen blog eski yeni defterlerim notlarım...Benim hiçbi zaman düzgün not tuttuğum defter gibi şeylerim olmadı. Onlar benim karanlık yanımın yansıması bence. Yaptığım tek şey karalamak anlamsız semboller resimler çizmek, birisi demişti ki " Senin de psikolojin bozuk, sen de duramıyosun beyazı kirletmeden." Yüzü olmayan kapşonlu cellatlar çizdiğim zamanlar vardı mesela, ellerinde bişeyler tutuyolardı ama elleri de yoktu. Seni de ürküttüm blog gördünmü, kendi uyduruk hikayeme çekerim seni de istesem, ama yapmıycam iyi kızım ben. Biraz dengesiz bi kızım yea, bişeye gülerek, mutlu başlayıp aman s.tirsin gitsin be! şeklinde de bitirebiliyorum -ağzını bozma- ve bunu yazmaya başladığımda da kendi karanlığımı örtmüştüm beyaz şirin bi örtüyle belli ki. Ya da fluydu bişeyler ama rahatsız etmiyodu dikkatli bakmayınca. Aha yine sapıttı bak. Tamam en azından bu yazıyı bana en çok yakışan gülen kız maskemi takarak bitiricem -ören bayanı hatırlattı bu gülen kız da bana, hoş değil- Neyse gitmem gerek sanırım yazıcağım çok şey vardı oysa ki. Kısa geç yavrum.Hadi gökten üç deniz kestanesi düştü. Bi tanesi içine büzülmüşlüğünden kurtulmaya çalışıyodu ve iyi ki birileri ona istemek başarmanın yarısıdır demişti.(Bunu şu anda düşündüm blog, başlığa uysun diye çaktırma)

18 Aralık 2010 Cumartesi

Beyinsizlik Zor Zanaat

Az önce kahve yapmak için su koydum blog. Çaydanlığa koydum yani. Sonra geldim buraya nette takılmaya devam ettim. 76487363873 saat geçince yanık kokuları gelmeye başladı ama nerden. Bi 10 dk snıf snıf pozisyonunda ekrana bakmaya devam ettim sonra mutfağa bakmak geldi aklıma. Gelmiş miydi yoksa annem git bi bak mı demişti? Evet sanırım zorla gönderildim. Sonuç olarak yanmış işte yanıcağı varmış. Çaydanlıklar bana hiç dayanamıyo be blog. Çokyanmayanlısı bunlar. Daha önce de yaptım ondan panik yapmadım blog. Napalım be canımız sağolsun. Geldim buraya devam ediyorum işte. Napıyosun diyenlere takılmaca diyorum feyste. Oldu ozaman blog. Hadi sağlıcakla(n).

17 Aralık 2010 Cuma

Bizanormalgillerdeniz!

Yeah hommie benden nefret edin çünkü sizden değilim tarzı özenti salak saçma bi giriş yapmıycam. Hayır. Ama yine de ilginç bi giriş beklerdiniz benden dimi? Niye çünkü normal değilim. Evet. Sonunda ben de kabullendim hadi şıkkıdı şıkkıdı. Of tırnaklarımı yiyorum, uzatıyorum sonra yine yiyorum. Benim törpüm yok muydu yani? Sonra yerim diyip mi uzattım bunları şimdi blog, ağustos böceği hesaabı. Üf hayır o karıncaydı! Ama ben hep ağustos böceğine hak vermiştim. O değil de bu kadın hala kızını arıyo hacı. Şu Kızım Nerede dizisi be aman! Aylardır zeynep! kızım! diye yırtınmıyo muydu bu dedim hala bulunmamış mı dedim de annem dizi daha yeni başladı dedi. Üzücü tabi. Yani yayınlanma süresinin reklamlarının yayınlanma süresinin yarısı kadar bile süremeyeceği olayı. Ben ilerigörürüm blog çok ilerigörüşlüyümdür. Ama budizinesaçmadizikimizlerbunube'lerim ciddiye alınmalı bence. Bu kadın kaç bölüm arıycak yani kızını. Elbisesini kumlarda buldular hiiii kız ozamandan beri çıplak mıymış tüüüü! Bi de Aşk Bir Hayal var ki beni benden alır abi. Orda başrol olan kızı en az 653675367537 kez ağlarken gördüm. Aslında o kıza sadece ağlaması için para veriyolar, ağlıyo parasını alıyo yine ağlıyo. Ben de ağladım ulan! Şimdi de bananişeyolmazkimgörmüşüzüldüğümü'leri oynamıycam. Ağlayınca çirkin olduğumu kimse söylemedi bana  mesela -ağlayınca kimse para da vermedi tabi-.Niye çünkükimsegörmediulan. Neyse, şimdi ben beni karşıma alıp ağlamayıncaçirkindeğilmiydinyani'leri sordum kenara çekip. Çirkin ama sevimli tanımına girerim belki lan sürümden kurtarır gülüşlerim. Hof sıkıldım kendim için kurduğum nasıldamelankolikkıznasıldaduygusalkız'lı tanımları alıpgidiyorum . Arkama bakmadan gidiyorum şimdi de blog. Adımlarım da sürümden kurtarmayacak gülüşlerim gibi. Si yu.

15 Aralık 2010 Çarşamba

Elektrik Alamadım!

Söylemeye dilim varmıyo ama blog, bi saat önce elektrikler kesildi:( Evet tam 1 saattir kalorifer peteğiyle aramız limoni, onu elektriksiz battaniyeyle aldattım. Ya n'apsaydım blog ha, tüm soğukluğuna rağmen ona sarılmaya devam mı etseydim. Bu, ruhsuz bi mutfak dolabından üzerine puding döktüğüm için özür dilemek gibi olurdu ki, o buna hiçbir zaman izin vermedi çünkü aramızda hiç böyle bi samimiyet olmadı, çünkü o hiçbi zaman, her seferinde ne güzel döküyosun şu pudingi be! demedi çünkü o ruhsuzdu. Ama üzüldüğüm şey bu da değil, ben aslında interneti olmadığı için bi kenara attığım netbookuma yaptım en büyük ihaneti. Kalorifer peteğinin önünde oturmuş netbookum elimde mutlu bi tablo çizerken birden o oldu, elektrikler gitti. Aslında hiçbi zaman sevgiyle şöyle içtenlikle bakmadığım ama 24 saat çalışan tv yine açıktı ve İzdivaç'ta herkes birbirine girmişti.-İzlemiyordum ama dinliyordum belki onu da eski tip bir radyoyla aldatabilirdim, evet bunu çağımızın teknolojisiyle de yapabilirdim ama vicdanım bir anda böyle bi geçişi kabullenemezdi- Evet birden susmayan tv sustu, akvaryumdan gelen motor sesi sustu, adeta dünya durdu. Ben gülümsedim ve içsesimi sevgiyle selamladım. Çünkü o anında bir sazan edasıyla atlayıp; "iyi ki de netbookunu sarj etmişsin, koş yeni sitelere dünya dursun sen sörf yap" dedi. Aynı gülümseyişle ekrana baktım ama o  bana "Internet Explorer web sayfasını görüntüleyemiyor" gerçeğiyle geldi. Anneme dönüp; elektrikler kesilince modem de gidiyomuş yea dedim anın salaklığıyla. Duygu dolu anlar yaşadık işte blog, napalım şuraya ne yazıldıysa o yani sonuçta. Evet şuraya blog. Saçlarım kapattığı için yazı okunmuyo ama benim de alnımda bi yazı vardır elbet anasını satiyim be. Şimdi herşey yenilendi, buzdolabı yine soğutmaya, peteğim yine ısıtmaya devam etti. Çaktırma blog petek onu aldattığımı görmedi, battaniyeyi de diğer odaya taşıdık hemen. Ama evcil güvercinlerimden hasta ve diğer peteğin altında ısınmakta olanı 1 saat süreyle üşüdü -kabul etmedi ona bulduğum havluya sarılmayı- ve akvaryumdaki motor çalışmayı bıraktı. Onu aldatan da olmamıştı "lan geldi işte elektrik çalışsana embesil!" demek istesem de demedim çünkü ben bu yazıya çok farklı duygularla başlamıştım ve üslubumu hep nazik kullanmıştım, olmazdı, can sıkardı. Bir zahiyatla bugün de durumu kurtardık blog, powerpuffgirls sayesinde. Ay pardon İstanbul Elektrik Bilmemnesi sayesinde. Tv mi o da iyi, hala izdivaçı göstermeye devam ediyo. Neyse sonuç olarak 6357653376537 milyon izdivaçseverin de bildiği gibi ELEKTRİK ÖNEMLİ. Çok duygulandım ulan daha fazla devam edemicem, Edison'un da ruhu şad olsun blog. Saygılar hürmetler.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Seeeevmiyoruuuğm kışı sevmiyoruuğğm!

Yağmur yağdı, kar yağdı, üşüdük, hadi tamam yaz gelsin artık. Çok fena ya sıcak yataktan kalkmak kaloriferi yakmak ev ısınana kadar kalorifer peteğiyle tek vücut olmak. Sadece bunlar olsa eyvallah tamam da bi de dışarı çıkmak zorunda olmak var tabi. Gideceğin yer okulsa ve sabahın köründe kalkıp gitmek zorundaysan işkence. Buna bi de 5426524652 saatlik okul yolunu ekle işkencenin boyutunu hesapla. Ulan sevmiyorum kışı yea! Alın beni burdan sıcak ülkelere taşıyın. Bikaç milyon yıl önce felsefe dersinde hoca bi filozoftan bahsetmişti, adam ömrünü sıcak yatağında düşünürek geçirmiş. En son kralın mı bilmemkimin kızına ders vermek üzere Fransa'ya mı ne gitmiş. Zorla götürmüşler tabi adamı üşümüş ölmüş. Bunu da niye anlattıysam işte bırakın abi beni valla 72687363873 yıl yatağımda düşünürüm filozof da olurum peygamber de olurum, -yatak çevremde- kralık da kurarım. Çok mu tembelim lahn? Evek tembelim dağılın.